5 Mart 2015 Perşembe

Dünya Ticaretinde kutuplaşma olgusu



Bundan önceki yazımda Avrupa birliğinin oluşum sürecini amaçlar ve hedefleri doğrultusunda açıklamaya çalışmıştım.Bu yazı da ise dünyadaki ticaret merkezlerini bunun dünya ekonomisi üzerindeki etkileri üzerine konuşmak istiyorum.
Washington uzlaşısıyla beraber dünya ekonomisinde liberalleşme eğilimi, neo-liberal politikaların daha derin kullanılmaya başlamasıyla; dünya refahını arttırmanın yolu ise  sermaye hareketlerinin tam akışkan hale getirilmesiyle sağlanabileceği varsayımı doğrultusunda oluşturulmuştur.Sonralarda ortaya çıkan IMF ve Dünya Bankası gibi kuruluşlar ülkelerin gelişim süreçlerini desteklemek amacıyla kurulmuş olsalar da  vermiş oldukları kredi ve yatırım projeleri ile ülke ekonomilerini geliştireceğim  derken birçok dünya ülkesini  kendine bağlı borç-veren ülkeler ve borçlu ülkeler haline getirmiştir.(Zaman zaman birçok dünya ülkesi ekonomik dar boğazlardan ve krizlerden  kurtulmak için bu kurumlara başvurmuştur).Bu süreç neticesinde borç veren ülkeler,borçlu ülkeler üzerinde daha fazla etkiye sahip olmuş yapılan ticari anlaşmalar ile de ticaretin yönünü değiştirmiştir.Bu bağlamda bakıldığında bir ekonomik parasal birlik olan AB nin durumu budur.

Birçok AB ülkesinin pazarı diyebileceğimiz ülkeler ithalatlarının büyük bir bölümünü bu ülkelerle yapmaktadır.Yada AB ülkeleri mallarının büyük bir kısmını borç alacak verecek ilişkisi içerisinde oldukları daha az gelişmiş ülkelere yapmaktadır.Bu ve buna bağlı olarak oluşturulan birçok ilişki,anlaşmalar vs..belirli ülkelerin lehine gerçekleştirilirken özellikle ölçek ekonomisine daha çabuk ulaşmalarında büyük bir öneme sahipken,karşı ülkelerin aleyhine gelişmektedir, hatta üretim faktörlerini sömürmesi durumu ile karşı karşıyayız.AB gerek birlik yapısındaki ülkeler gerekse bunlara bağlı ülkeler bağlamında düşünüldüğünde dünya ticaretinde önemli bir paya sahiptir.Ayrıca okyanus ötesi ABD hem güçlü bir siyasi birlik olması hemde  teknolojik ve sermaye  yoğun malları üreterek ve bunun ticaretini önemli ölçüde yaparak dünya ticaretinde adından sıkça söz ettiren bir ülkedir.Başka bir kutup olarak da her ne kadar son yıllarda istenen büyüme oranlarına ulaşamasa da  Uzak doğu ülkeleri vardır;bunlardan başlıcaları: Çin,Hindistan ve Kore.Bu ülkeler başlarda büyümelerini ve kalkınmalarını coğrafyasında bolca bulunan insanları kullanarak emek yoğun mallarla gerçekleştirmiş olsalar da ABD ve AB yi model alarak teknoloji yoğun,sermaye yoğun mallarda uzmanlaşarak bu alanda önemli ar-ge çalışmaları yaparak ve tabi ki de bu faaliyetlere önemli bütçeler ayırarak büyümelerini arttırmayı hedefliyor.Buraya kadar ki üç kutubu ele aldığımızda  bu  ülkelerin ortak özellikleri en az  bir önder sektörlerinin olması, çabucak ölçek ekonomisine ulaşılması ve mallarına dünyanın talep oluşturmasıdır.İşte bu noktada Türkiye ve bazı Balkan ve Asya ülkelerinin de içinde bulunduğu pek çok az gelişmiş yada gelişmekte olan ülkelerin oluşturduğu dördüncü bir kutuptan söz etmek gerekir,bu kutuptaki ülkelerin temel özelliği ise ekonomik gelişmelerini sağlayabilecekleri bir sektörlerinin olmaması,ekonomilerinin önceki üç kutup a bağlı olması ve kırılgan ekonomilere sahip  tüketim toplumu olmalarıdır.
Dünya ticareti ilk üç kutup arasındaki rekabete dayalı olarak belirlenirken bu ülkeler dünyada söz sahibi iken şu soru sorulmalıdır Bu düzen böyle mi gidecek yani dördüncü kutuptaki ülkelerin diğer ülkelere yaklaşması mümkün değil midir? Bence bunun için tek bir yol vardır.O da günümüz bilgi çağını değerlendirerek daha fazla ar-ge çalışmalarına ve eğitime destek vererek bilgiye ulaşmak ona sahip olmaktır.Eğer bu durum gerçekleşirse bu kutuplar arasındaki farklar ortadan kalkabilir ve ülkeler yer değiştirebilir ve bu gerçekleştirilebilirse adı üçüncü bir sanayi devrimi olur.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Blog Arşivi

SUBSCRIBE & FOLLOW