15 Ekim 2015 Perşembe

Üçüncü sanayi devrimi ve Türkiye üzerine



 Bugün başta eğitim, ekonomi, hukuk olmak üzere neredeyse her konuda bir yapısal reform yapılması gerekliliği konuşuluyor.Başta siyasi partiler olmak üzere,sivil toplum kuruluşları dahil herkesin ayrı bir reform tanımı ve gerekçesi var.
 Gerek Avrupa Birliği ile müzakereler, gerekse mevcut sosyo-ekonomik sorunlar bizi bu reformları yapmaya zorunlu kılsa da yapısal reformlar için bir çok yol haritaları hazırlansa da sıra uygulamaya gelince oldukça yetersiz kaldığımızı düşünüyorum.

Dünya ise Jeremy Rifkin’in dile getirdiği bir devrimin peşinde ‘Üçüncü Sanayi Devrimi’ olarak tabir edilen dönüşüm programının; dünyadaki bir çok şeyi değiştireceği ve dönüştüreceği öngörülüyor. Bu yazımda öncelikle Üçüncü sanayi devrimi nedir? Dünyadaki yanal güçler bu devrime nasıl bakıyor,nasıl hazırlanıyor? sonrasında ise ‘Üçüncü sanayi devriminin ülkemiz üzerinde ne gibi etkiler yaratabileceğini,dünyanın yönünü çevirdiği bu devrime ülkemizin nasıl baktığını açıklamaya çalışacağım.

Birinci ve ikinci sanayi devrimleri her yönüyle insanlık tarihinde büyük değişimlere yol açmıştır. Her iki sanayi devriminin en önemli ortak paydası fosil yakıtlar kullanılarak ortaya çıkarılan enerjinin kullanılması ile bir ekonomik gelişme sağlanmasıydı. Ülkeler ekonomik gelişme ve büyümeyi gerçekleştirmek için başta doğa olmak üzere insanları,toplumları ve doğal kaynaklarını aşırı hatta hoyratça kullanmıştır.Bu kaynaklar kullanılırken cevaplanması gereken  bir soru vardı:

Bu durum sürdürülebilir mi? Yani mevcut kaynakları kullanarak ekonomik gelişme nereye kadar gidebilir?

Öncelikle  kömür yataklarının kullanımı,sonrasında petrol daha sonrasında doğal gaz kullanılarak insanlar ihtiyaç duyulan enerjiyi çeşitlendirerek;bu kaynakları sınırlı da olsa bu günlere kadar gelmesine vesile olmuşlar ama insanlık tarihine göre bakıldığında kısa sürede hoyratça kullanılan kaynak rezervlerin erimesi bu kaynakların sınırlı olduğunu, bu kaynaklara dayalı üretimin ise sürdürülebilir olmadığını görülmüştür.

Ayrıca fosil yakıtların kullanımı,yeşil alanların tahrip edilmesi sonucu yer yüzünde sıcaklığın artması  yeryüzündeki bütün canlıları tehdit eder hale gelince; insanlık için çevreye ve doğaya önem veren bir zorunluluk hali ortaya çıktı.


Üçüncü sanayi devrimi; sürdürülebilir,tükenmesi çok daha uzun sürecek,yenilenebilir olan çevreyi daha az yoran enerji kaynaklarının kullanılmasını öngörmektedir.İnsanların daha liberalleşmesinden, toplumsal olarak dağıtılmış ve işbirliğine dayalı bir yapıya dönüşüme ayrıca bize geleceğin emaneti olan çevremizi daha iyi koruyabilme,iklim değişikliklerinin önüne geçebilme şansı tanıyan bir dönüşüm projesi.

 Rifkin,üçüncü sanayi devrime geçişin 5 ayağı olduğunu savunuyor yalnız bu ayakların eş zamanlı olarak birbiriyle ilişki içinde işlediği zaman bir devrime sebep olabileceğini öngörüyor.
Rifkin'e göre  Üçüncü Sanayi Devriminin beş ayağı:
1-Yenilenebilir enerjiye geçilmesi
2-Her kıtadaki bina stoklarının kendi bulundukları yerlerde yenilenebilir enerji toplayabilecek mikro-enerji santrallerine dönüşmesi
3-Kesintili enerjileri depolamak için her binada ve altyapı genelinde hidrojen ve diğer depolama teknolojilerinin tatbik edilmesi
4-Her kıtadaki enerji şebekesini tıpkı internet gibi işleyerek enerji paylaşan bir şebeke ağına dönüştürmek için internet teknolojisinin kullanılması
5-Ulaşım araçlarının,akıllı,kıtasal,etkileşimli bir enerji şebekesi üzerinden elektrik alıp satabilen elektrikli ve yakıt hücreli araçlarla değiştirilmesi.(Rifkin:2014,58)


Üçüncü sanayi devrimi tamamen yeşil enerjiye dönüşü organize etmektedir.Güneş enerjisi,rüzgar panelleri,gel git santralleri ile doğada var olan ulaşılması çok daha kolay ve ucuz olan bu kaynakları üretime katmak, gerçek bir devrime yol açabilir.
Üçüncü sanayi devrimi'ne giden yol özellikle gelişmekte olan daha fakir ülkeler için yararlıdır.İnsanlığın %40'ının hala günde iki dolar yada altında şiddetli yoksulluk içinde yaşadığını ve büyük bir çoğunluğunun elektrikten yoksun olduğunu unutmamak gerekiyor. Yüzbinlerce 'enerjisiz' insanı yoksulluktan çıkarmanın birinci yolu: güvenilir ve makul fiyattan yeşil enerjiye sahip olmaktır. Bu olmadan diğer her tür ekonomik gelişme imkansızdır. Enerjinin demokratikleşmesi ve elektriğe evrensel erişim,dünyanın yoksul halklarının yaşamlarını geliştirmek için en zaruri çıkış noktasıdır.(Rifkin:2014,93)



Öyle ki  üçüncü sanayi devrimini gerçekleştiren ülkeler ne kadar artarsa dünya daha adaletli daha yaşanası bir yer haline gelecektir. Bu devrim ekonomik yapıdan,enerjiye,yönetim şekillerinden,tüketimimize;teknolojiden güç odaklarına,bilginin niteliğine kadar bir çok şeyi değiştirecektir.Dünyadaki bir çok ülke ve topluluk başta Avrupa Birliği ve Almanya olmak üzere bu konuya fazlasıyla eğilmekte,bu devrimin ülkeleri ileri götüreceğini görmekte gerekli olan yatırımları ve uygulamaları yapmaktadır.

Avrupa konseyi ve Almanya Üçüncü sanayi devrimi için 20-20-20 formülüyle (2020 yılına kadar sera gazı salınımında yüzde 20'lik azalma,enerji verimliliğinde yüzde 20'lik bir artış ve yenilenebilir enerjilerin kullanıma sokulmasında yüzde 20'lik artışa ) bu devrime geçişi sağlayarak  ABD,Çin,Japonya ve diğer ülkeleri geride bırakmıştır.

Bu devrimle; Avrupa birliği, dünya içinde yeni,sürdürülebilir bir ekonomik çevresel programın ön safında yer almayı amaçlıyor.

Peki ülkemiz Üçüncü Sanayi Devrimine nasıl bakıyor ?

Şüphesiz küresel ısınma ve iklim değişikliği konusunda mücadeleyi sağlamaya yönelik uluslararası tek çerçeve olan Kyoto protokolü'nü gönüllü olarak imzalamış ve  onaylamış olan ülkemiz ; Protokol ülkelerin atmosfere saldıkları karbon miktarını 1990 yılındaki düzeylere düşürmelerini gerekli kılma yolunda bazı önlemlere başvurmuştur.Kanunlar çıkarılmış,genelgeler yayımlanmış,özel sektöre bu konuda teşvik edici programlar ortaya koymuştur.

 Türkiye'nin enerjide dışa bağımlı bir ülke olduğunu ve yıllık 55 milyar dolarlık enerji ithalatı yaptığı bu konumunda; üçüncü sanayi devrimi enerji sektörü için büyük bir fırsat, bu fırsat değerlendirilebilirse  ithalat'ın en önemli kalemi olan enerji maliyetlerini düşürebilir,yeni enerji kaynaklarının devreye sokulmasıyla da üretim maliyetlerini düşürerek ihracaatın ithalatı karşılama oranını yükseltebilir.Şüphesiz bu dönüşüm ülkemizin rekabet gücünü arttıracak ; ülke ekonomisi için son derece olumlu gelişmelere yol açacağını düşünüyorum.

Fakat bu devrimin uygulama boyutu ülkemizde maalesef son derece sınırlı; rüzgar panelleri,güneş enerji sistemleri mevcut yani Üçüncü sanayi devriminin kısmen birinci ayağı uygulanıyor ama diğer taraftan ülke ekonomimizde önemli yere sahip olan inşaat sektörü için  yeşil alanların hızla betonlaşmasına da göz yumuyoruz.Deyim yerindeyse Ne yardan geçiyoruz ne serden.

Ayrıca '' Her kıtadaki bina stoklarının kendi bulundukları yerlerde yenilenebilir enerji toplayabilecek mikro-enerji santrallerine dönüşmesini '' kapsayan ikinci ayağa geçilememiş görünüyor.



Şöyle ki : Bu uygulamalara başlangıç noktasının kamu binaları olmalısı gerekir.Bu şekilde toplumda enerji devrimi bilinci oluşturulmalıdır.Ülkemizde bu devrime geçme bilinci oluşması için mesele Cumhurbaşkanlığı Beştepe Sarayı örnek olabilirdi hala da olabilir,böylece ülkemize gelen devlet adamları,bürokratlar ve turistlere ülkemizin çevreye duyarlı bir ülke olduğunu ve yenilenebilir enerjiye geçişte gerekli adımların atıldığı gösterilebilir/di.



Bugün ülkemizle ilgili en büyük övünç kaynağı olan 'Dünyanın en büyük 20 ekonomisi' içinde yer almamız,bu devrimi gerçekleştiremezsek yani bu toplum bir sanayi devrimi daha kaçırırsa geçmişte ''3 kıtanın hakimi olan toplumduk'' gibi bir hatıraya dönüşebilir.Türkiye; İran  Bulgaristan,Yunanistan  başta olmak üzere bir çok ülkeden elektrik ithalatı yapıyor.Enerji kalemlerinin en ulaşılabilir olanında bile dışa bağlıyız,bu da bizim böyle bir dönüşüme ihtiyacımız olduğu gerçeğini yüzümüze bir kez daha vuruyor.

Daha önceki sanayi devrimlerini kaçırmanın toplumumuza ne gibi bedeller ödettiğini unutmadan,bu konuda toplum olarak mutabık olmamız gerekiyor; ya belli şartlar altında,bize verilenle yetineceğiz(teknolojiyi,enerjiyi,bilgiyi dış ülkelerden alıp;dış ülkelerin istediği mal sepetini üretmeye devam edecek,suni çözümlerle yolumuza devam edeceğiz) yada yakın gelecekte gelişmiş ülkeler ile gelişmekte olan ülkeler arasındaki makası daraltacak olan bu devrime dört  elle sarılacağız. Vereceğimiz cevap ve politikalarımız sadece bugünümüzü değil aynı zamanda yarınımızı belirleyecektir.


Kaynaklar :






Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Blog Arşivi

SUBSCRIBE & FOLLOW